Makaleler

Ruhu Olan Mekanlar

 
TÜRKAD Gençlik Komisyonumuzu oluşturan gençler için düzenlediğimiz ve Hukuk Atölyesi'ne katılan gençlerin de davetli olduğu kahvaltı programımızı Okçular Vakfı mütevelli heyeti başkanı Haydar Ali Yıldız Bey'in ev sahipliğinde Okçular Tekkesi'nde gerçekleştirdik.
 
Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u fethetme arzusuyla hazırlıklara başladığında şu an Okmeydanı olarak adlandırılan bölgeye gelmiş, burada okçuları eğitmek için bir eğitimhane inşa etmiştir. Allah'ın yardım ve inayetiyle fetih müyesser olunca ferman eyleyerek bu bölgeyi okçuların eğitimi için vakfetmiştir. İstanbul-Okmeydanı bölgesi İstanbul’un fethinden hemen sonra gâzilerin ve halkın ok atması ve toplu halde dua edilmesi için Fatih Sultan Mehmet (1451-1481) tarafından vakfedilmiştir. Daha sonra Okçular Tekkesi’ni oluşturacak olan yapıların üzerine kurulduğu bu arazi için, Fatih Sultan Mehmet’in veziri Faik Paşa ile Subaşısı Midillili Davud Bey’i görevlendirdiği ve mezkûr kişilerin meydan dahilinde bulunan bağ ve bahçeleri sahiplerinin rızası ile satın alarak, etrafına sınır taşları dikildiği ifade edilir.
 
Fermanında "Okçulara vakfeylediğim bu yere ev, su yolu yapılmaya, tarla, bağ, bostan yapılmaya, mezarlık yapılmaya, üstünden kuş dahi uçurtulmaya" demiştir. Osmanlı zamanında buraya bir tekke inşa edilmiş ve fermandaki gibi 1,5 milyon m2 alan bu hizmete tahsis edilmiş ve korunmuştur.
Cumhuriyetin ilanından sonra Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu gereğince tekkenin faaliyetlerine son verilmiş ve zaman içinde metruk bir yer haline gelmiştir. Sonraki yıllar da çıkan bir yangın sonucu yanmış ve kullanılamaz hale gelmiştir. Cumhuriyet tarihi boyunca Okçular Tekkesi'nin adı Okçular Kulübü olarak değiştirilmiş ve ok talimi yerine futbol kulübü gibi hizmet vermiştir. 2012 yılında Cumhurbaşkanımızın talimatıyla restore edilen binalar Okçular Vakfı olarak tekrar hizmete açılmıştır.
 
Tekkenin ana giriş kapısından girdikten itibaren bir sukunet göze çarpıyor. Avlunun ortasında bir mescit, onu çevreleyen binalar; konferans salonu, müze, Okçuluk Enstitüsü, dış tarafta Yay Atölyesi ve Okçuluk Eğitim Tesisi olmak üzere konumlandırılmıştır.
 
Osmanlı döneminde Okçular Tekkesi'nde pek çok ünlü okçu yetiştirilmiştir. Bu işin ilk piri sahabe Sa'd bin Ebi Vakkas kabul edilmekteymiş. Her dönemde tekkenin bir piri olmuş. Buraya ok eğitimi almaya gelen gençlere önce adap öğretilirmiş.Tekkenin piri, okçu namzedi olan kişiye “yayın kabzasına abdestsiz yapışmaması, onu ehil olmayanlara, serkeşe ve çingeneye teslîm etmemesi ve öğretmemesi, eti yenmez kuşa ve sair hayvana özürsüz atmaması, gözü görmediği yere atmaması, atışa besmele ve salâtü selâm ile başlaması” gibi nasihatlerde bulunurmuş.
 
Osmanlı terbiyesinde ok atmak bir el maharetinden çok bir gönül ve hal işidir. Buraya gelen tirendazlara ( ok atıcısı) ok atma sanatı yanında sabır, azim, tevazu, büyüğe saygı, küçüğe sevgi ve tevekkül öğretilirmiş. Gönül dünyasında bir olgunlaşmanın eşliğinde ok atmanın incelikleri öğretilirmiş. Okçuluğun felsefesi (Enfal Suresi-17. ayet) üzerine kurulmuştur. Ayette " Savaşta onları siz öldürmediniz, onları Allah öldürdü; (oku) attığında da sen atmadın, Allah attı; bunu da müminlere kendinden güzel bir lutufta bulunmuş olmak için yaptı. Allah her şeyi işitmekte, her şeyi bilmektedir" denilmektedir. Bu ayette Rabbimiz, külli irade ve insanda olan cüzi iradeye vurgu yapmaktadır. İyi niyetle ve Allah'ın adını yüceltmek için çıkılan yolda yapılan güzel eylemlerin insana, Allah'ın lütfu olduğu müjdesini vermektedir.
 
Mekanı gezerken Osmanlı'nın toprakları değil, gönülleri fethetmek peşinde olduğu ve tirendazları nasılgönül eri olarak yetiştirildiğine şahit olduk. Mekanların ,eşyaların,objelerin üzerine tevazu ve sabır işlemişti adeta. Fatih Sultan Mehmet’in 1453 yılındaki "dünyaya Hakkı hakim kılma ülküsünü" tekrar kuşanıp gençlerimize aktarmak zorunda olduğumuzu hissettim. Allah bu yolda yapılan çabaları bereketlendirsin...
 
TÜRKAD Başkan Yardımcısı
Av. Öznur USLU