Makaleler

Danıştay'ın Andımız Kararı

Danıştay 8. Dairesi 2013'te MEB yönetmeliğinde yapılan değişiklikle okullarda ant okutulmasına son veren düzenlemenin iptaline hükmetti.

Kural olarak Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz. Buna rağmen Danıştay Andımız kararında hukuka uygunluk denetiminin sınırlarını aşmış, kendisini yürütmenin yerine koymuş, yürütmenin takdir hakkını yok saymış dahası yürütmenin takdir yetkisini bizzat kullanmıştır.

Anayasanın 125. maddesinde yer alan hukuka uygunluk denetimi ve idarenin takdir yetkisinin kaldırılamaması İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenmiştir: “2. İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler.”

İdarenin kamu yararı ve hizmetin gereklerini dikkate alarak idari işlem tesis etme, idari karar alma yükümlülüğü ve yetkisi vardır. Bu hak ve yetkinin yargı kararıyla idarenin elinden alınması ve sınırlandırılması hukukun genel ilkeleri ve hukuk mantığı gereğince söz konusu olamaz.

8’inci Daire düzenlemeyi iptal ederken birkaç gerekçe ileri sürmüş. Bunlardan ilki Anayasanın 10’uncu maddesinde yer alan ‘Eşitlik’ ilkesinin görünümlerinden biri olan düzenli idare ilkesine yaptığı göndermedir. Gerekçede ilgili daire, idarenin haklı bir neden olmadan yerleşik, istikrar kazanmış uygulamalarından ayrılmasının yanlış olduğunu ifade ediyor. Yani toplumun onlarca yıl ifade ettiği eleştiri ve muhalefet hukuk nezdinde bir anlam taşımazken yanlış bile olsa sadece onlarca yıldır yürürlükte olması bir uygulamanın meşruiyeti için yeterli görülüyor. Kuralların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerde devlete güven duyabilmesini ve iradenin bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınması gerekliliğini ‘hukuk güvenliği’ üzerinden oturtarak adeta hukuki düzenlemelerin özünü-içeriği gözden kaçırmış meseleyi içeriğinden bağımsız bir prosedürün,ritüelin mevcudiyetine indirgemiştir. Normların öngörülebilir olması, devlete güven duyulması elbette önemli ancak normun ne olduğu, içeriğinde neyin bulunduğu çok daha önemlidir.

İkinci olarak çok uzun zamandır uygulanan ve genç nesillerin anayasal vatandaşlık temelinde aidiyetini güçlendiren ve öğrencilerde değer oluşumuna katkı sunan’ şeklinde söylenilen gerekçede ‘Andımız’ın ‘ancak hukuka uygun bir bilimsel gerekçeye dayandırılarak kaldırılması olanaklıdır’ denilmektedir. Hukuka uygun bilimsel gerekçe veya hukuka uygun olmayan bilimsel gerekçe tanımlamalarını bir kenara koyarak hukuki-politik düzenlemeleri toplumun talep ve beklentileri dışına oturtmak nasıl izah edilebilir? Onlarca yıl uygulandığı halde bırakın anayasal vatandaşlık temelinde aidiyet oluşturmayı ve öğrencilerde değer oluşumuna katkı sunması yönündeki beklentiye cevap verememiştir. Üstüne üstlük tek tipçi bir yapı ortaya çıkarmıştır. Üstelik ‘Andımız’ın aidiyet oluşturduğu ve değer oluşumuna katkı sunduğu iddiası bilimsel bir kanıttan yoksun olduğu ideolojik bir bakış açısıyla karar verildiği görülmektedir. İş bu karar açıkça evrensel hukuka aykırıdır.

‘Andımız’ın aidiyet oluşturduğu ve değer oluşumuna katkı sunduğu iddiası bilimsel bir kanıttan yoksun olduğu gibi ciddiye alınacak ideolojik bir söylem bile değil.

Üçüncüsü, kararda Öğrenci Andının kaldırılmasını gerekli kılacak eğitim biliminin gerekleri ve pedagojik formasyon ilkeleri bakımından değerlendirmeler içeren verilerin dava dosyasında olmayışını belirtmektedir. Bu hükmün yeniden tesis edilmesinde ilgili dairenin eğitsel-pedagojik hangi gerekçeleri, verileri, incelemeleri-araştırmaları dikkate aldığı da belli değildir. Andımızın kaldırılması kararı keyfi bir uygulamadan dolayı değil tamamıyla toplumsal şartlar gözönüne alınarak yapıldığından bu araştırmaların tekrardan yapılarak bu durum gerekliliği gözler önüne serilmesi gerekmektedir.

Netice itibariyle “andımız” üzerinden topluma baskı yapılması ve toplumun kamplaştırılması kabul edilemez. Diğer ülkeler bakımından bakıldığında dahi bu yönde bir düzenlemenin olmadığı, sivilliği, özgürlüğü önceleyen bir eğitim yönteminin benimsendiği görülecektir. Bu sebeple hukuka aykırı bu kararın itiraz neticesinde hukuka aykırı olarak ihdas edildiğinin tespit edileceğini bekliyoruz.